The Franco-Prussian War — France & Germany (1870, France & Germany)

Temmuz on dokuz, bin sekiz yüz yetmiş: Kurnaz Prusya Başbakanı Otto von Bismarck; yorgun Fransa İmparatoru Üçüncü Napolyon; ve yetenekli Prusya Genelkurmay Başkanı Yaşlı Helmuth von Moltke, kendilerini Avrupa'yı yeniden şekillendirecek bir çatışmanın eşiğinde buldular. Ren Nehri boyunca, neredeyse yarım milyon asker, Fransa-Prusya Savaşı olarak bilinecek çatışmaya girmeye hazır bir şekilde yığılmıştı. Bu görünüşte kaçınılmaz çatışma nasıl ortaya çıktı? Bismarck bir keresinde, "Bir savaşı kazanmak yetmez; barışı organize etmek gerekir," demişti. Ancak bu barışı organize etmek, savaşı kazanmaktan çok daha zor olacaktı.

Élysée Sarayı'nın gösterişli salonlarında, Üçüncü Napolyon endişeyle volta atıyordu. Zarif eşi Eugénie de Montijo'ya mırıldandı: "Prusya'nın hırsı kontrolsüzce büyüyor." Eugénie, "Fransa itibarını korumalı!" diye yanıtladı. Koyu saçları özenli bir topuz yapılmış ve parıldayan ipek bir elbise giymiş olan Eugénie, mücevherli bir yelpazeyi gerginlikle sıkıyordu. Bu sırada Berlin'de Bismarck bir fırsat gördü. Moltke'ye, "Biraz kan akıtmak, doktorun tam da reçete ettiği şey olabilir," diye düşündü. Kıvılcım, İspanya tahtı için Hohenzollern adaylığıydı; görünüşte küçük ama sonuçlarla dolu bir mesele.

Kötü şöhretli Ems Telgrafı, bin sekiz yüz yetmiş yılı Temmuzunun on üçüncü günü geldi. Kral Birinci Wilhelm ile Fransız büyükelçisi arasındaki bir görüşmeyi detaylandıran telgrafı alan Bismarck, şansını gördü. Büyük ahşap masasında, elinde tüy kalemle otururken gözlerinde bir parıltıyla, "Bunu düzenleyeceğim," diye ilan etti Bismarck. "Savaş ilanı kaçınılmaz!" Bismarck, her iki tarafın da birbirine hakaret etmiş gibi görünmesini sağlamak için ifadeyi değiştirdi. Özenle hazırlanmış bu düzenleme, hem Fransız hem de Prusya kamuoyunu öfkelendirecek ve onları savaşa daha da yaklaştıracaktı.

Fransa Başbakanı Émile Ollivier, on dokuz Temmuz bin sekiz yüz yetmiş tarihinde Yasama Organı'nın huzurunda durdu. "Hafif bir yürekle bu sorumluluğu kabul ediyorum!" diye ilan etti, sesi odada yankılanıyordu. Fransa, ulusal gurur ve yanlış hesaplamalarla körüklenerek Prusya'ya savaş ilan etti. Yaşlı devlet adamı Adolphe Thiers, dehşet içinde izledi. Kasvetli arkadaşı Jules Favre'a mırıldandı: "Bu delilik!" Zar atılmıştı. Fransız bildirisi çatışmayı ateşledi.

Bir Eylül bin sekiz yüz yetmiş: Sedan Muharebesi şiddetle devam ediyordu. Prusya topçuları Fransız mevzilerine yağmur gibi mermi yağdırıyordu. Üçüncü Napolyon, yüzünde kasvetli bir ifadeyle, ordusunun dağılışını yakındaki bir tepeden izliyordu. General Louis Jules Trochu, birliklerini toplamaya çaresizce çalışarak, "Fransa için!" diye bağırdı. Ama faydası yoktu. Moltke'nin stratejik dehası çok fazlaydı. Fransızlar kuşatılmış ve manevra kabiliyetleri ellerinden alınmıştı. Üçüncü Napolyon, boşuna olduğunu görerek beyaz bayrak çekti.

Prusyalılar Paris'i kuşattı. Yiyecekler kıtlaştı. Parisliler, top seslerini dinleyerek evlerine kapandılar. Artık Paris valisi olan General Trochu, vatandaşlara seslendi: "Teslim olmayacağız!" Ama içten içe durumun vahim olduğunu biliyordu. Kuşatma aylarca sürecek, şehre açlık ve zorluk getirecekti. Vatandaşlar bir tür umut için gökyüzüne baktılar.

Versay'daki Aynalı Salon'da Bismarck şartları dikte etti. On sekiz Ocak bin sekiz yüz yetmiş bir: Alman İmparatorluğu ilan edildi, bu Fransa için bir aşağılamaydı. Bismarck soğukkanlılıkla "Kazandık," dedi. Fransa, kaynaklar açısından zengin ve tarihe doymuş bir bölge olan Alsas-Loren'i devretmek zorunda kaldı. Artık Fransız Cumhuriyeti'nin Başkanı olan Thiers, yutulması zor bir hap olan Frankfurt Antlaşması'nı imzaladı. Aristoteles'in şu sözlerini hatırladı: 'Hayatın nihai değeri, sadece hayatta kalmaktan ziyade farkındalığa ve tefekkür gücüne bağlıdır.' Fransa'nın nasıl yeniden inşa edileceğini düşündü.

Alsas-Loren artık Almanya'nın bir parçasıydı. Aileler parçalanmış, evleri ve geçim kaynakları bozulmuştu. Alsas-Loren halkı, sınır işaretlerinin değiştirilmesini şaşkınlıkla izledi. Yeni sınır işaretlerini inşa etmek için ağır taşlar taşıdılar. Kültürleri ve dilleri artık tehdit altındaydı. Birçoğu Fransa'da sığınak arayarak ayrılmayı seçti. Muzafferler kutlama yaparken, birkaç direnişçi işgalcilere unutulmadıklarını bildirmek için bir not bıraktı.

Alsas-Loren'in kaybı, Fransızların kinini körükledi. İntikam arzusu birçok kişinin kalbinde kangren oldu. Kayıp eyaletleri anmak için heykeller dikildi. Bu yakıcı öfke on yıllarca sürecek ve sonunda Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine katkıda bulunacaktı. Ren Nehri'nin karşısında, Almanlar kasaba meydanında zaferlerini kutladılar. Geçmişin yankıları hala duyuluyordu.

Bugün Fransa ve Almanya birleşik bir Avrupa'da ortak olarak duruyor, ancak Fransa-Prusya Savaşı'nın mirası devam ediyor. Savaş, kontrolsüz milliyetçiliğin tehlikelerini ve diplomasinin önemini vurguladı. Başlangıçta eleştirilen Eyfel Kulesi, bir direniş sembolü haline geldi. Savaşın dersleri zaman içinde yankılanıyor, barışın sürekli uyanıklık ve anlayış gerektirdiğini hatırlatıyor. Boyalı çöl, renklerini ve sırlarını okumayı öğrenen herkese göstermeye devam ediyor.