The Spanish Conquest of the Inca Empire — Peru (1532, Peru)

On altı Kasım bin beş yüz otuz iki, Cajamarca, Peru. Hırslı fatih Francisco Pizarro, saygıdeğer İnka İmparatoru Atahualpa, Pizarro'nun güvendiği yüzbaşı Hernando de Soto ve gayretli rahip Vicente de Valverde; kaderleri bir kıtayı yeniden şekillendiren bir çatışmada kesişti. İki yüzden az İspanyol askeri, seksen bin İnka savaşçısından oluşan bir orduyla karşı karşıya geldi. Aynalar labirenti sonsuz olasılıkları yansıtıyordu; her seçimle imparatorlukların yükseldiği ve düştüğü gelecekleri. Peki bu cüretkar kumar nasıl başladı?

Yıllar önce İspanya'da, Francisco Pizarro küçük bir yatırımcı grubuna hitap etti. Masanın üzerine kaba bir harita yayarak, "Beyler," diye ilan etti, "İnka İmparatorluğu ele geçirilmeye hazır! Altını, toprağı, zaferi düşünün!" Nasırlaşmış bir parmağıyla haritaya vurdu. "Yeterli finansmanla bu toprakları İspanya için talep edebiliriz. Kim benimle?"

İnka başkenti Cusco'da Atahualpa huzursuzca volta atıyordu. Yüksek rütbeli danışmanı Rumiñawi dikkatle dinlerken, "Bu yabancılar... barış vaat ederek geliyorlar ama sadece kargaşa getiriyorlar," diye mırıldandı. "Tanımadığım bir tanrıdan ve denizin ötesindeki bir kraldan bahsediyorlar." Kayıt tutmak için kullanılan düğümlü bir ip olan bir quipu'yu sıktı.

İspanyollar tarafından yıllar önce yakalanmış genç bir İnka adamı olan Felipillo, Pizarro'ya temkinli bir şekilde yaklaştı. "Büyük kaptan," diye fısıldadı, gözleri tedirginlikle etrafa bakınarak, "Atahualpa'nın her yerde casusları var. Cajamarca'ya yaklaştığınızı biliyor. Dikkatli olun! İnka acımasız olabilir ve çok sayıda savaşçısı var."

Savaş atına binen Hernando de Soto, hesaplı bir cesaretle İnka maiyetine yaklaşarak hayvanı ileri sürdü. Bozuk bir Quechua ile seslendi: "İmparator Atahualpa! Yüzbaşı Pizarro Cajamarca'da bir görüşme talep ediyor! Dostluk sözleri ve ittifak teklifleri getiriyor!" De Soto, çelik zırhı güneş ışığında parlayarak atın üzerinde dimdik oturuyordu. Sağ elinde İspanyol kralının kadife bir sancağını tutuyordu.

Cajamarca meydanının içinde, Rahip Vicente de Valverde bir İncil tutuyordu. Sesi yankılanarak, "Atahualpa," diye ilan etti, "sahte tanrılarınızdan vazgeçmeli ve tek gerçek inancı benimsemelisiniz! İspanya Kralı'nın otoritesini kabul edin ve vaftiz olun!" Rahip, yüzü şevkle kızarmış, cübbesi rüzgarda dalgalanarak kitabı İmparator'a doğru uzattı.

Gözle görülür şekilde öfkelenen Atahualpa, İncil'i bir kenara fırlattı. "Atalarımın tanrılarını terk etmeyeceğim!" diye bağırdı. "Kaptanına, kralına ihtiyacım olmadığını söyle!" Yakındaki bir binadan gözlemleyen Pizarro, belli belirsiz başını salladı. Meydanda tek bir top atışı yankılandı.

İspanyol askerler kılıçları çekili, tüfekleri ateşlenmiş halde plazaya daldılar. Tamamen hazırlıksız yakalanan İnka savaşçıları paniğe kapıldı. Yetenekli bir kılıç ustası olan Hernando de Soto, kalabalığın arasından yol açarak Atahualpa'nın tahtırevanına doğru ilerledi. Pizarro'ya dönüp baktı, Pizarro başını sıkıca salladı ve onları çevreleyen aynaları işaret etti, "Yansımalarını unutmayın— gelecek bizi burada görsün."

Hapsedilen Atahualpa, yorgun ve yenilmiş bir halde hücresinden dışarı baktı. Sesi kısık bir şekilde Felipillo'ya konuştu: "Pizarro'ya söyle, eğer hayatımı bağışlarsa bu odayı altınla dolduracağım." Odasının duvarlarını işaret etti. "Arzuladığı şey bu. Tek şansım bu."

Atahualpa fidye ödemesine rağmen Pizarro sözünü tutmadı ve imparatoru idam etti. İnka İmparatorluğu parçalandı ve yerini İspanyol yönetimine bıraktı. Nesiller sonra bile o günün yankıları hala duyulmaktadır. Kültürlerin harmanlanması, o kader anındaki karşılaşmayla sonsuza dek şekillenen yeni bir dünya yarattı.