Lise Meitner

Yıl bin dokuz yüz otuz sekiz. Stockholm'deki bir laboratuvarda, bir grup bilim insanı, atom altı parçacıkların izlerinin dans ettiği bir bulut odasına bakıyor. Bu izler, devrim niteliğinde bir keşfe işaret ediyordu: nükleer fisyon. Parlak bir fizikçi olan Lise Meitner, tarih onun katkısını silmeye çalışsa da, bu fenomeni anlamada kilit bir rol oynamıştır.

Wren defterine karalamalar yapar. "Nükleer fisyon tam olarak nedir?" diye sorar babasına. Babası, "Bir atomun çekirdeğinin iki küçük çekirdeğe ayrılmasıdır," diye yanıtlar. "Bunu bir baltayla bir kütüğü yarmak gibi düşün, ama atomik ölçekte!" Bir ders kitabındaki bir diyagramı işaret eder.

"Peki, tüm bu enerji nereden geliyor?" Wren, ders kitabını işaret ederek ısrar eder. "İşte burada Einstein'ın meşhur denklemi devreye giriyor," diye yanıtlar babası. "E eşittir mc kare, yani enerji, kütle çarpı ışık hızının karesine eşittir. Küçücük bir kütle, ÇOK BÜYÜK miktarda enerjiye dönüşür!"

Wren'in annesi elinde bir gazeteyle içeri girer. "Lise Meitner'in fisyonun keşfinde çok önemli bir rol oynadığını ama Nobel Ödülü'nün ona verilmediğini biliyor muydun?" diye sorar. "Marie Curie'nin dediği gibi, 'Yapılanı asla fark etmez insan; sadece yapılması gerekeni görebilir.' Haksız yere göz ardı edildiklerinde bile bilim insanları ilerlemeye devam eder."

Peki Lise Meitner nasıl katkıda bulundu? Nükleer fisyon tam olarak anlaşılmadan önce, bilim insanları uranyumu nötronlarla bombardımana tuttu. Meitner, Otto Hahn ve Fritz Strassmann ile birlikte bu bombardımanın sonuçlarını anlamak için çalıştı. Yahudi bir kadın olan Meitner, bin dokuz yüz otuz sekiz'de Nazi Almanyası'ndan kaçmak zorunda kaldı ve çalışmalarına İsveç'te devam etti.

Mesafelerle ayrılmış olsalar bile, Meitner Hahn ile işbirliği yapmaya devam etti. Hahn ve Strassmann uranyumu bombaladıktan sonra baryum gözlemlediklerinde, sonuçları nükleer fisyon olarak doğru bir şekilde yorumlayan Meitner ve yeğeni Otto Frisch oldu. Meitner, süreçte açığa çıkan enerjiyi hesaplayarak deneysel gözlemlere teorik destek sağladı.

Nükleer fisyonun çok büyük sonuçları vardır. Enerji kaynağı sağlayan nükleer santrallerin arkasındaki prensiptir. Ne yazık ki, nükleer silahları da çalıştırır. Bir pasifist olan Meitner, keşfinin potansiyel kötüye kullanımından dehşete düşmüştü.

Nükleer fisyonun keşfi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Manhattan Projesi'ne yol açtı. Bilim insanları atom bombasını geliştirmek için zamana karşı yarıştı. Meitner projeye katılmaya davet edildi ancak "Bir bombayla hiçbir ilgim olmayacak!" diyerek reddetti.

Hayati rolüne rağmen, nükleer fisyonun keşfi nedeniyle bin dokuz yüz kırk dört Nobel Kimya Ödülü'nü yalnızca Otto Hahn aldı. Meitner'in katkısı büyük ölçüde göz ardı edildi. Ancak birçok bilim insanı bu adaletsizliği protesto etti ve o zamandan beri Meitner'in rolü kabul edildi. Lise Meitner'in mirası, bilimdeki kadınlara ilham vermeye devam ediyor.

Bugün, dünya genelindeki nükleer enerji santralleri, Lise Meitner'in ortaya çıkarmaya yardımcı olduğu ilkeler sayesinde enerji sağlıyor. Onun hikayesi, ilerlemenin işbirliğine dayandığını ve takdirin her zaman adil olmadığını hatırlatır. Ancak Isaac Newton'ın dediği gibi, "Eğer daha uzağı görebildiysem, bu devlerin omuzlarında durduğum içindir." Meitner'in çalışmaları, evreni daha derinden görmemizi sağlıyor.