Hansel and Gretel

Hansel and Gretel — cover Hansel and Gretel — page 1

Zeki çocuk Hansel ve nazik kız kardeşi Gretel, uyku ile uyanıklık arasında uzanan bir hat olan büyük Rüya Demiryolu'nun kenarında yaşıyorlardı. Mütevazı bir sinyalci olan babaları, trenleri zamanında çalıştırmak için durmaksızın çalışıyordu, ancak evlerine bir karanlık sızdı. Terk edilmiş ve kaybolmuş çocuklar, fısıldayan ormanın derinliklerinde onları bekleyen zencefilli evden ve cadının aç bakışlarından habersiz, geri dönmenin bir yolunu aradılar. Bu cesaret ve fedakarlık hikayesi, rüyaların ve gerçekliğin iç içe geçtiği, rayların umuda veya umutsuzluğa çıktığı yerde başladı.

Hansel and Gretel — page 2

Sinyalci geri döndü, yüzüne endişe kazınmıştı. "Güçlü olmalıyız çocuklar," dedi, sesi titreyerek. O gece, Hansel anne babasının fısıltılarını duydu, sözleri buz parçaları gibiydi. "Hepimizi doyurmaya yetmiyor," diye yakındı annesi. Kalbi gümbürdeyen Hansel, hayatlarının değişmek üzere olduğunu biliyordu.

Hansel and Gretel — page 3

Hansel, Gretel'i bir kenara çekti. "Bizi ormanda bırakmalarına izin veremeyiz," diye fısıldadı, gözleri korkuyla kocaman açılmıştı. Gretel kardeşinin elini sıktı, sesi titriyordu, "Ne yapabiliriz?" Hansel ceplerini karıştırdı ve bir avuç küçük, beyaz çakıl taşı çıkardı. "Girit labirentindeki Theseus gibi bir iz bırakacağız. Socrates'in dediği gibi, 'Kendini bil.' Yolumuzu bilirsek, geri dönüş yolunu bulabiliriz."

Hansel and Gretel — page 4

Ertesi sabah, şafağın ilk ışıkları orman zeminine değdiğinde, ebeveynleri onları ormanın derinliklerine götürdü. Zamanı geldiğinde, babaları böğürtlen aramaya gideceğini ve onların orada beklemesi gerektiğini söyledi. Çocuklar akşama kadar beklediler, ancak ebeveynleri geri dönmedi. Gece çöktü, uzun, ürkütücü gölgeler oluşturdu.

Hansel and Gretel — page 5

Ay ışığını takip eden Hansel ve Gratel geri dönüş yolculuklarına başladılar. Ama orman nazik değildi. Çakıl taşlarının parıltısına kapılan kuşlar çoğunu yemişti. Hansel, hatalarını fark edince bir panik dalgası hissetti. "Kaybolduk," diye ağladı Gretel, sesi ağaçların arasında yankılanıyordu.

Hansel and Gretel — page 6

Günlerce süren bir gezintinin ardından, karınları açlıktan kazınırken, onu gördüler: çatısı tatlılarla dolu, zencefilli kurabiyeden bir ev. "Bakın!" diye bağırdı Gretel, gözleri hayret ve özlemle büyüyerek. "Yemek!" diye bağırdı Hansel ve ikisi de rüzgarın uyarıcı fısıltılarını görmezden gelerek o cazip yapıya doğru koştular.

Hansel and Gretel — page 7

Yaşlı bir kadın evden çıktı, gülümsemesi geniş ve rahatsız ediciydi. "Hoş geldiniz çocuklar! İçeri gelin, içeri gelin!" diye kıkırdadı, sesi kuru yaprakların hışırtısı gibiydi. Hansel ve Gratel bir an tereddüt ettiler ama sıcaklık ve yiyecek cazibesi karşı konulmazdı. Tatlı cephenin altında gizlenen karanlıktan habersiz içeri adım attılar.

Hansel and Gretel — page 8

Günler haftalara dönüştü. Adı Agatha olan cadı, Hansel'i bir kafeste kilitli tutarak şişmanlattı. Gretel ev işleri yapmaya zorlanıyor, ruhu yavaşça tükeniyordu. Bir gün Agatha, Gretel'e fırının yeterince sıcak olup olmadığını kontrol etmesini söyledi. "Yaklaş, çocuk. Ateşi görebiliyor musun?" diye sordu Agatha, gözleri parlayarak.

Hansel and Gretel — page 9

Gretel, Agatha'nın bir hafta önceki sözlerini hatırladı: "Platon, 'Bir insanın ölçüsü, gücüyle ne yaptığıdır,' dedi." Agatha, yüzünde sabırsız bir ifadeyle Gretel'i fırına doğru itti. "Nasıl yapacağımı bilmiyorum," dedi Gretel, sesi titreyerek ve yukarı baktı. Umutsuz bir cesaret anında, Gretel bilmezlikten geldi. "Bana gösterin, lütfen." Agatha eğildiğinde, Gretel onu ateşli fırına itti ve kapıyı çarparak kapattı.

Hansel and Gretel — page 10

Cadının pençesinden kurtulan Hansel ve Gretel, Dream Railway'e geri döndüler. Babaları, pişmanlık içinde, onları açık kollarla karşıladı; sevgisi karanlıkta bir fener gibiydi. Cadının evinde buldukları altın ve mücevherler hayatlarını yeniden kurmalarına yardımcı oldu, ancak onları gerçekten kurtaran şey cesaretleri ve birbirlerine olan sevgileriydi. Çünkü aradığı zenginlik yok olmuş ve cadının evi yıkılmıştı. Peşinden koştuğu altın, onu hiçbir şeysiz bırakan şeyin ta kendisiydi.