The Elves and the Shoemaker

The Elves and the Shoemaker — cover The Elves and the Shoemaker — page 1

Zamanın Ötesindeki Hikayeler Müzesi'nin kutsal salonlarında, boyalı tuvallerin ancak alacakaranlıktan sonra can bulduğu yerde, Elias adında, deriden değil, özlemden ötürü kapana kısılmış bir ayakkabıcı yaşarmış. Taban yapımında usta olan parmakları, sadece hayatı değil, büyüyü de yansıtan yeni bir kader dikmek için kaşınıyormuş. Tüm kahramanlar gibi o da bir kader cilvesi için yanıp tutuşuyormuş; oysa yaramaz perilerin ve ay ışığının parıldayan ipliklerinin, hem harikalar hem de gölgeli bir bedel sunarak, sessiz yakarışına cevap vermek üzere olduğundan habersizmiş.

The Elves and the Shoemaker — page 2

Müzenin derinliklerinde yer alan Elias'ın atölyesi, mat kahverengiler ve bejlerin bir senfonisiydi. "Bir gün daha, bir taban daha," diye iç geçirdi, nefesi soğuk gece havasında buharlaşarak. Deriyi serdi. Kumaşı kesmek üzereyken tanıdık bir ses seslendi: "Elias! Bir iplik sevkiyatı ve Floransa'dan en kaliteli deri geldi!"

The Elves and the Shoemaker — page 3

"Floransa mı?" Elias kaşlarını çatarak sordu. "O sevkiyatın bedeli aylar önce ödenmişti. Kaybolduğunu sanıyordum." Teslimat masasına koştu. Ancak kasaların içinden yeni bir ses yankılandı. Bir çocuğun sesiydi. "Bize yardım edecek misiniz yoksa sadece bakacak mısınız? Yorgun ve açız!"

The Elves and the Shoemaker — page 4

Kasanın içinden elinden daha uzun olmayan iki minik figür çıktı. "Elfler!" diye bağırdı Elias geriye doğru sendelerken. Biri, ay ışığı gibi saçlarıyla, ters ters baktı. Elf, sesi keskin bir şekilde, "'En iyilerin hiçbir inancı yokken, en kötüleri tutkulu bir yoğunlukla doludur,'" diye alıntı yaptı, "William Butler Yeats ne hakkında konuştuğunu biliyordu. Dünya asla beklediğimiz gibi değildir."

The Elves and the Shoemaker — page 5

"Biz Zanaatkarlarız," diye ilan etti diğer bakır saçlı elf, göğsünü kabartarak. "Zanaatın devamlılığını sağlarız. Ama tezgahlarımız bozuluyor. Dünyamızı onarmak için ay ışığıyla eğrilmiş ipliklere ihtiyacımız var." Hafifçe parıldayan kırık bir tezgah mekiği sundu. Elias, her zaman zanaatkar ruhlu biri olarak, bir sempati sızısı hissetti. "Ay ışığı iplikleri mi? Böyle şeyleri okumuştum ama..."

The Elves and the Shoemaker — page 6

"Müzenin Yansımalar Aynası ay ışığı ipliği eğirebilir," diye tısladı gümüş saçlı elf, gözlerini kısarak. "Ama büyüsü soluyor. Bir fedakarlık istiyor: kalbinizden bir parça, ipliğe dokunmuş." Elias tereddüt etti. "Kalbim mi?" Ayna her zaman gizli bir serginin arkasında kilitliydi. Gerçek doğasının test edildiğini hissetti.

The Elves and the Shoemaker — page 7

"Bu sadece bir metafor," diye ekledi bakır saçlı elf, Elias'ın korkusunu hissederek. "Tutkunun, zanaatının, bencil hırsının bir parçası. Esaslı hiçbir şey değil, sadece... seni engelleyen şey." Elias, yarım kalmış projelerini, gerçekleşmemiş hayallerini düşündü. Gerçekten neyi feda etmeye istekliydi? Yansımalar Aynası'nı ve kendisi hakkındaki gerçeği bulmalıydı.

The Elves and the Shoemaker — page 8

Gizli sergiye doğru koştu, elfler arkasından geliyordu. Yansımalar Aynası gölgelerle örtülü duruyordu. Ondan daha uzundu, yüzeyi su gibi dalgalanıyordu. Elias uzanıp çerçeveye dokundu. O sırada odada bir ses yankılandı: "Güzellik için, büyü için ne bedel ödemeye hazırsın?"

The Elves and the Shoemaker — page 9

Elias satılmamış ayakkabılarını, takdir edilmemiş yeteneğini, başarısızlık korkusunu düşündü. "Kendime olan şüphemi feda ediyorum," diye ilan etti. O konuştukça, aynadan ay ışığı iplikleri akmaya başladı, parıldayan tellere dönüşerek katılaştı. Onları topladı, kalbi yıllardır olmadığı kadar hafifti. Kendine olan şüphesi onun açgözlülüğü, korkusuydu. Zanaatkarın tezgahları tamir edilecekti.

The Elves and the Shoemaker — page 10

Zanaatkarlar dünyalarına geri döndüler, yanlarında sadece iplikleri değil, dönüşmüş bir ayakkabıcıyı da götürdüler. Elias, artık hırsla değil, yaratmanın saf neşesiyle zanaat yapmaya devam etti. Ve böylece müze, restore edilmiş sihirle fısıldadı ve tablolar daha da parlak parladı. Çünkü bulduğu hazine altın değil, kendi kendine şüphelerinden kurtuluştu.