The Flying Trunk

The Flying Trunk — cover The Flying Trunk — page 1

Dünyanın çok yukarısında, Aethyr şehrinde, Elara adında bir hayalperest, Jorn adında bir tüccar ve Lyra adında bir prenses yaşarmış. Elara macera özlemi çeker, Jorn zenginlik ister, Lyra ise altın kafesinin ötesinde bir dünya ararmış. Kadim büyüyle dolu tuhaf bir sandık, onların kaderlerini iç içe geçirmeyi ve arzularının gerçek değerini ortaya çıkarmayı vaat eder, ancak onları hiçbir şeyle de bırakabilirmiş.

The Flying Trunk — page 2

Elara günlerini, olağanüstü bir şey keşfetme umuduyla, hurdaya çıkmış icatlarla uğraşarak geçiriyordu. Ünlü yazar Robert A. Heinlein'ın sözlerini hatırlayarak, "Her şey teorik olarak imkansızdır, ta ki yapılana kadar," diye mırıldandı. Bir gün, şehrin hurdalığında eşelenirken, çözemediği sembollerle karmaşık bir şekilde oyulmuş eski bir ahşap sandığa rastladı. Sandık, onu kendine çeken hafif bir enerjiyle uğulduyordu.

The Flying Trunk — page 3

Bu arada, Jorn'un hırsının sınırı yoktu. Bulut ipeğinden şişelenmiş yıldız ışığına kadar her şeyin ticaretini yapıyor, her zaman bir sonraki büyük kârı arıyordu. Elara'nın keşfine dair söylentileri duyunca, gözleri açgözlülükle parlayarak onu buldu. "O sandık," dedi sesi yağ gibi pürüzsüz, "bir kralın fidyesini getirebilir. Fiyatını söyle, kızım."

The Flying Trunk — page 4

Saray hayatından bıkmış Prenses Lyra, babasının danışmanlarının sandığın potansiyel değerini tartıştığını duydu. Görevine hapsolmuş Lyra, kaçmayı arzuluyordu. Sayısız uzak diyar masalı okumuştu, Aethyr'in bulutlarının ötesinde bir yaşam olasılığı hayal gücünü ateşlemişti. Sarah Doudney'nin bir sözünü hatırlayarak, "Hayat bir maceradan başka nedir ki?" diye düşündü. Sandığı kendisi bulmaya karar verdi.

The Flying Trunk — page 5

Elara, sandığın değerinin sadece altından daha fazla olduğunu hissederek Jorn'un teklifini reddetti. Sandığı eve taşırken, sade kıyafetler içinde kılık değiştirmiş Lyra'ya çarptı. "Affedersin," dedi Lyra nazik bir sesle. "O sandık... Başka dünyalardan fısıltılar taşıdığını duymuştum."

The Flying Trunk — page 6

Jorn, onların karşılaşmasına tanık olurken, fırsatının elinden kayıp gittiğini hissetti. Vicdanını kemiren açgözlülüğüyle onları gizlice takip etti. Alkışları, gücü hayal etti. Sandığı zorla almayı düşündü. "Para sevgisi tüm kötülüklerin köküdür," diye mırıldandı, planını kurarken bile.

The Flying Trunk — page 7

"Belki birlikte, onun sırlarını çözebiliriz," diye önerdi Elara Lyra'ya, onu atölyesine davet ederek. Sandığı odanın ortasına koydular ve tereddütle açtılar. İçi uhrevi bir ışıkla parlıyordu, altın ya da mücevher değil, özenle çizilmiş haritalar ve fantastik düzenekler ortaya çıkarıyordu. Görünüşe göre sandık zenginlikle değil, olasılıklarla ilgiliydi.

The Flying Trunk — page 8

Jorn küçük bir tabanca sallayarak atölyeye daldı. "Sandık benim!" diye bağırdı, yüzü öfkeden çarpılmıştı. Sandıktan bir rüzgar patlaması çıktı ve onu duvara fırlattı. İçindeki haritalar parlamaya başladı, atölye duvarlarına uzak diyarların görüntülerini yansıtıyordu.

The Flying Trunk — page 9

Bir anda atölye kayboldu, yerini bulutların arasında seyreden bir geminin güvertesi aldı. Sandık uçan bir gemiye dönüşmüş, haritaları onları görünmeyen ufuklara yönlendiriyordu. Jorn, alçakgönüllü ve utanmış bir şekilde, açgözlülüğünün aptallığını fark ederek korkuluğa tutundu. Gözleri heyecanla parlayan Elara, bilinmeyeni keşfetmeye hazır bir şekilde dümene geçti. Lyra onun yanında duruyordu, bir özgürleşme hissi onu sarıp sarmalamıştı.

The Flying Trunk — page 10

Ve böylece, uçan sandık onları Aethyr'in ötesine, yazılmamış bir geleceğe taşıdı. Elara macerasını, Lyra özgürlüğünü ve Jorn da belki bir nebze kurtuluşu buldu. Gerçek zenginliğin altınlarda değil, hayallerinin peşinden koşma cesaretinde ve onları başkalarıyla paylaşma bilgeliğinde yattığını öğrendiler. Sandık, kendini keşfetmenin ve şefkatin anahtarıydı.