The Golden Ball

The Golden Ball — cover The Golden Ball — page 1

Büyük Ağaç'ın içindeki okulda, sakarlığıyla tanınan bir prenses olan Elara yaşarmış, kahkahaları dallarla çevrili koridorlarda yankılanırmış. Yaşayan bir okul binası olan Büyük Ağaç, mevsimlerle birlikte değişir, altın yaprakları gelip geçici neşeyi ve bilgiyi temsil edermiş. Ama Elara, unvanına rağmen, sınıfın ötesinde bir macera özlemi duyarmış, bu arzu bir lanet olarak fısıldanırmış. Bir gün, ulaşılamaz hayallerin sembolü olan altın bir top, onun yoluna yuvarlanmış ve her şeyi değiştirmiş.

The Golden Ball — page 2

"Bak ne buldum!" diye haykırdı Elara, parıldayan topu havaya kaldırarak. Mürekkep lekeli parmakları olan, bilgili bir çocuk olan arkadaşı Bram, şüpheyle ona baktı. "Bu sıradan bir top değil, Elara. Efsaneye göre güneşin bir parçasını barındırıyor ama onu arzulayanlara talihsizlik getiriyor." Elara alay etti, topu hafifçe fırlattı. "Talihsizlik mi? Sadece güzel bir oyuncak. Ayrıca, biraz risk olmadan hayatın ne anlamı var ki?"

The Golden Ball — page 3

O gece Elara, balodan dolayı arzuları daha da artmış bir şekilde, parıldayan altınlar düşledi. Ertesi sabah, en değerli eşyası olan el oyması ahşap kuşunun ortadan kaybolduğunu fark etti. "Nerede olabilir?" diye feryat etti, çılgınca ararken. Bram, yüzünde ciddi bir ifadeyle yaklaştı. "Konfüçyüs, 'Ne kadar çok biriktirirsen, o kadar çok kaybedersin,' demiştir. Görünüşe göre balo, cazibesi için bir bedel talep ediyor."

The Golden Ball — page 4

Büyük Ağaç'ın alt dallarının gölgelerinden boğuk bir ses yankılandı: "Kuşunun nereye uçtuğunu biliyorum, Prenses. Bana altın topu ver, onu geri getireyim." Koyu renkli bir kumaşa bürünmüş, zayıf bir figür belirdi. Elara tereddüt etti, topu sıkıca kavradı. "Sözünü tutacağına dair ne garantim var?"

The Golden Ball — page 5

Silas, hışırtılı yapraklar gibi bir sesle kıkırdadı. "Sözüm senettir, Prenses. Ver onu da mutlu ol." Kuşuna duyduğu özlemle gözü dönen Elara, kuşunun geri dönmesi karşılığında altın topu takas etti. Ama kuşu eline alır almaz Silas ortadan kayboldu, altın top da hiçbir yerde yoktu. "Hayır! Söz vermiştin!"

The Golden Ball — page 6

Odasına dönen Elara, çatlak aynaya baktı; bu, parçalanmış benlik algısının bir sembolüydü. Aynadan ona bakan, yüzü solgun, gözleri çukurlaşmış kızı zar zor tanıdı. "'Kendini bil,' dedi Sokrates, 've tanrıların ve evrenin tüm gizemlerini bileceksin.'" Elara bir aptal olduğunu fark etti. Balonun temsil ettiği şeye duyduğu açgözlülük onu kör etmişti.

The Golden Ball — page 7

Bram odasına girene kadar umutsuzluk onu sarmıştı. "Hala umut var, Elara. Efsaneler ayrıca kürenin bir mercek olduğunu, kalbin gerçek arzularını ortaya çıkardığını söylüyor," dedi nazikçe. "Silas onun gücünü değil, senin isteklerini sömürmeyi amaçladı, bunun seni bir tuzağa çekeceğini biliyordu."

The Golden Ball — page 8

Elara, kararlılıkla sertleşen bakışlarıyla durdu. "O zaman onu geri alacağız. Birisi arzuları büyüten bir şeyi nereye saklar?" Bram çenesini okşayarak düşündü. "Yankılar Salonu – her sesi veya düşünceyi güçlendiren bir oda. Köklerin en derine indiği Ulu Ağacın altında gizlidir." Tereddüt etmeden yola çıktılar.

The Golden Ball — page 9

Silas'ı Yankılar Salonu'nda, parıldayan illüzyonlarla çevrili halde buldular: altın dağları, bitmek bilmeyen ziyafetler ve emrindeki krallıklar. Ama bu görüntüler boş ve geçiciydi. Elara öne çıktı, sesi salonda yankılandı. "Bu arzular gerçek değil, Silas! Küre sana sadece eksiklerini gösteriyor, onları bahşetmiyor!"

The Golden Ball — page 10

Kendi boşluğuyla yüzleşen Silas, hayal kırıklığı içinde altın topu parçaladı. İllüzyonlar yok oldu, salon soldu ve Silas hiçliğe karıştı. Elara ve Bram, ilk sonbahar yaprakları düşerken Ulu Ağaç'tan çıktılar. Prenses, geçici altın değil, gerçek değerin sembolü olan ahşap kuşunu tutuyordu. Ve anladı ki en büyük hazineler arzu nesneleri değil, yol boyunca öğrenilen derslerdi.