The Iron Stove

The Iron Stove — cover The Iron Stove — page 1

Geniş bir bahçenin derinliklerinde, güllerin arasına kurulmuş minyatür bir krallığın varisi Prenses Amara yaşarmış. Hayatı güzelliklerle dolu olsa da, arzuladığı özgürlükten yoksundu. Soğuk ve ürkütücü, devasa bir demir soba, unutulmuş bir sözün ve gölgeli bir kaderin sürekli bir hatırlatıcısı olarak duruyordu. Amara onun ürpertici etkisinden hiç kurtulabilecek miydi?

The Iron Stove — page 2

Amara bahçe duvarlarının ötesinde uçuşan kelebeklere özlemle baktı. Solmakta olan bir gülü tutarak iç çekti: "Keşke gidebilseydim." Krallığın bilge yaşlısı Elara, sesi bir yaz esintisi kadar yumuşak, "Dünya güllerimizin çok ötesinde," dedi. Ancak, Amara'ya pırıl pırıl bir çiy damlası uzatırken uyardı: "Bazı özgürlükler gizli dikenlerle gelir."

The Iron Stove — page 3

O gece, karşı konulmaz bir merakla Amara demir sobaya yaklaştı. Soluk altınla işlenmiş bir yazıt, unutulmuş bir büyüye işaret ediyordu. "Ne sırlar saklıyorsun?" diye fısıldadı, garip sembollerin izini sürerek. Kış ayazı kadar soğuk bir ses içeriden yankılandı: "Sözü bozmaya cüret edeni bekliyorum."

The Iron Stove — page 4

Gerçeği ortaya çıkarmaya kararlı olan Amara, unutulmuş bilgilere olan düşkünlüğüyle bilinen yaramaz bir cin olan Bram'e danıştı. "O ocak bir hapishane, Prenses," diye açıkladı Bram, gözleri muzip bir kötülükle parlayarak. "Uzun zaman önce bir anlaşma yapıldı: Bir kurban karşılığında özgürlük. Ona istediğini ver, o zaman gitmekte özgürsün."

The Iron Stove — page 5

Ocak "En değerli hazineyi" talep etti. Amara mücevherler, ipekler ve altın biblolar sundu ama ocak sessiz ve soğuk kaldı. Umutsuzluğa kapılarak Elara'ya, "Hiçbir şey onu tatmin etmiyor! Asla özgür olamayacağım!" diye ağladı. Elara onu teselli etti: "Seneca'nın dediği gibi, 'Her yeni başlangıç, başka bir başlangıcın sonundan gelir.' Belki de ocak parlayan şeyleri aramıyordur."

The Iron Stove — page 6

Amara, ocağın maddi zenginlik değil, çok daha derin bir şey, yani kendi adını arzuladığını fark etti. "Kimliğimden vazgeçersem," diye düşündü, "geriye ne kalır?" Yansımasını aramak için bir çiğ tanesinin ayna benzeri yüzeyine döndü. Fısıltılı, gözyaşlı, kırık bir sesle şöyle dedi: "Ya adım ya özgürlüğüm!"

The Iron Stove — page 7

Özgürlük arayışı ile kendini kaybetme korkusu arasında kalan Amara tereddüt etti. Soba giderek ısınıyor, dayanılmaz bir sıcaklık yayıyordu. "Seç, Prenses!" diye gürledi ses. "Özgürlük mü, yoksa beklentilerin zincirleri mi?" İşte bu, sonunda, dönüm noktasıydı, onu tanımlayacak olan seçimdi.

The Iron Stove — page 8

Amara öne çıktı. Sesi titrek ama kararlı bir şekilde, "İddiamdan vazgeçiyorum," diye ilan etti. "Ben artık Amara, Güller Prensesi değilim." Sobadan kör edici bir ışık fışkırdı ve onu yuttu. Bilinmeyene adım attı. Tam da bıraktığı anda.

The Iron Stove — page 9

Işık dindiğinde, Amara kendini bahçe duvarlarının dışında buldu; artık bir prenses değil, ötesindeki dünyaya bakmakta özgür, sıradan bir bahçıvandı. Bir zamanlar görevle bağlı olan kalbi, şimdi bağımsızlıkla çiçek açıyordu. Dışarıdaki havayı içine çekti ve kendi kendine gülümsedi.

The Iron Stove — page 10

Ve böylece Amara, gerçek özgürlüğün sorumluluktan kaçmakta değil, bir unvandan vazgeçmek anlamına gelse bile kendi yolunu seçmekte yattığını keşfetti. Çünkü geride bıraktığı taç, şimdi keşfetmesi gereken sınırsız bahçeye değmezdi. Artık özgürdü, artık merak etmesine gerek yoktu.