The King Thrushbeard

The King Thrushbeard — cover The King Thrushbeard — page 1

Dünyanın çok yukarısında, dönen bulutların arasına kurulmuş Aethoria krallığı, gururlu bir Krala, onun dik başlı kızı Elara'ya ve bir dizi umutlu talibe ev sahipliği yapıyordu. Keskin zekası ve daha da keskin diliyle tanınan Elara, her prensi ve lordu acımasız bir şakayla reddetti. Bilmiyordu ki, kibrinin yakında gezgin bir büyücünün gazabını çekecek, onun kaderini ve krallığın servetini bir zorluk ve beklenmedik aşk hikayesine dönüştürecekti.

The King Thrushbeard — page 2

"Bir tane daha gitti mi, Baba?" Elara, en son talibin bir bulut-savaş arabasıyla inişini izlerken sırıttı. Kral iç çekti, beyaz sakalını okşadı. "Yargıların çok sert, Elara. Güzellik solar, ama nezaket kalıcıdır." Elara alay etti. "Nezaket bir zayıflık, Baba. Bana bir kral lazım, soytarı değil!"

The King Thrushbeard — page 3

Elara kekemeliği yüzünden bir soyluyla alay ederken, pelerinli bir figür önlerinde belirdi. Uzun ve sıska, gözleri obsidyen parçaları gibiydi. "Başkalarının kusurlarında eğlence mi buluyorsun, Prenses?" diye hırladı büyücü, sesi taşların gıcırtısı gibiydi. "Belki de bir alçakgönüllülük dersine ihtiyacın var." Çarpık bir elini kaldırdı, avucunda karanlık bir ışık çatırdıyordu.

The King Thrushbeard — page 4

"Seni lanetliyorum, Elara!" diye gürledi büyücü. "Kapıdan giren ilk dilenciyle evleneceksin!" Kral nefesi kesilerek tören kılıcını çekti. "Defol git, iğrenç yaratık!" Büyücü bir kara duman bulutu içinde kayboldu, Elara'yı şaşkın, Kral'ı ise öfkeli bıraktı.

The King Thrushbeard — page 5

Günler sonra, paçavralar içinde, eski püskü bir lavta çalan gezgin bir müzisyen kapıda belirdi. Gençti, nazik gözleri ve mütevazı bir gülümsemesi vardı. Alçakgönüllülükle eğilerek, "Fakirlere sadaka, Haşmetlim?" diye sordu. Elara'nın kalbi sıkıştı. Lanet gerçekti.

The King Thrushbeard — page 6

Kral, yasa ve büyücünün sihriyle bağlı olarak, evliliğe isteksizce razı oldu. Elara, ağlayarak mihraba götürüldü. "Bu bir rezalet!" diye hıçkırdı. Müzisyen, onun sıkıntısını görünce fısıldadı: "Korkma, Prenses. Helen Keller'ın dediği gibi, 'Hayat ya cesur bir maceradır ya da hiçbir şey.' Bu talihsizlikten en iyi şekilde yararlanalım."

The King Thrushbeard — page 7

Elara'nın adının Theron olduğunu öğrendiği müzisyen, onu bir kraliyet odasına değil, Aethoria'nın eteklerinde küçük, harap bir kulübeye götürdü. "Burası yeni evimiz," diye neşeyle duyurdu. Elara dehşetle geri çekildi. "Bu kulübe mi? Ölmeyi tercih ederim!" Theron sadece gülümsedi. "O zaman burayı bir kraliçeye layık bir ev yapalım."

The King Thrushbeard — page 8

Theron, zanaatkarlığa dair şaşırtıcı bir yetenek ortaya koyarak, kulübeyi tamir etmeye başladı. Elara'ya sepet örmeyi ve onları pazarda satmayı öğretti. "İşçilik benim altımda!" diye itiraz etti. Theron sabırla, "Masaya ekmek getiriyorsa değil," diye yanıtladı. Elara yavaş yavaş sıkı çalışmanın değerini ve basit şeylerin keyfini öğrendi.

The King Thrushbeard — page 9

Bir gün, kraliyet alayı pazarın içinden geçiyordu. Elara babasını tanıdı ve yüzünü gizleyerek kalabalıktan sadaka dilendi. Theron, onun utancına tanık olarak nazikçe elini tuttu. "Umutsuzluğa kapılma," diye fısıldadı. "Çünkü güzellik, Halil Cibran'ın dediği gibi, sonsuzluğun aynada kendine bakmasıdır. Sen unvanından daha fazlasısın, Elara."

The King Thrushbeard — page 10

Elara, Theron'a bakarken gerçeği fark etti: herhangi bir krallıktan daha zengin bir aşk, herhangi bir unvandan daha tatmin edici bir hayat bulmuştu. Lanet, sihirle değil, alçakgönüllülük ve nezaketle bozulmuştu. Ve böylece, bir zamanlar gururlu bir prenses olan Elara, doğuştan değil, değişen kalbinin lütfuyla gerçek bir kraliçe oldu. Çünkü gurur duvarlar örer, ama alçakgönüllülük kapılar açar.