The Soldier and Death

The Soldier and Death — cover The Soldier and Death — page 1

Unutulmuş bir köyün altındaki gizli dünyada cesur askerler ve kurnaz tüccarlar, bilge şifacılar ve yükümlü krallar yaşarmış. Ama sessiz gişe görevlisi Ölüm, herkesi bekliyormuş. Cesaretiyle tanınan bir asker olan Marius, altın ya da şan peşinde değil, kaçınılmaz olanı alt etmenin bir yolunu arıyormuş. Kaderin değil, cesaretin yazgıyı belirlediği bir dünya hayal ediyormuş.

The Soldier and Death — page 2

Marius'un günleri, yeraltı kışlasında yeni acemileri eğitmekle geçiyordu. "Disiplin, hayatta kalmanın anahtarıdır!" diye kükrerdi, sesi mağaranın derinliklerinde yankılanırdı. Ama geceleri, ölümlülüğe meydan okumanın sırlarını aramak için eski metinlere gömülürdü. "Bir yol olmalı," diye mırıldanırdı kendi kendine, nasırlı bir parmağıyla solmuş sembollerin üzerinden geçerek, "henüz gidilmemiş bir yol."

The Soldier and Death — page 3

Bir gün, yaşlı köy şifacısı Elara, Marius'a içini döktü. "Tüccarların gizli bir geçitten fısıldadıklarını duydum," dedi, sesi zar zor duyuluyordu. "Ölüm'ün kendi odasına çıktığını söylüyorlar." Marius yaklaştı, gözleri büyümüştü. "Tüccarlar, sadece Ölüm'ün varlığında açan mavi bir çiçekten bahsediyorlar. Şifalı güçleri varmış."

The Soldier and Death — page 4

Elara'nın uyarılarını görmezden gelen Marius, geçide girdi. Hava soğudu ve yol, yerin daha derinlerine doğru kıvrıldı. "Schopenhauer ne demişti?" diye mırıldandı Marius, sürünerek ilerlerken kararlılığını pekiştirmeye çalışıyordu. "'Hatadan kaçınmak, aklın zaferidir.'" Marius durmadı; çiçeği bulmak zorundaydı.

The Soldier and Death — page 5

Geçit, her biri Marius'un farklı bir versiyonunu yansıtan aynalarla dolu devasa bir salona açılıyordu: genç, yaşlı, muzaffer, mağlup. Ürpertici ve tanıdık bir ses yankılandı. "Demek cesur asker benimle pazarlık etmeye çalışıyor?" Ölüm, gölgelerden beliriverdi, siyahlara bürünmüş iskeletimsi bir figür. "Ne kadar bedel ödemeye hazırsın?"

The Soldier and Death — page 6

"Pazarlık etmek değil, anlamak istiyorum," diye ilan etti Marius, "sana meydan okumanın sırrını öğrenmek." Ölüm kıkırdadı, kuru, hırıltılı bir sesle. "Pekala. Bilmecemi yanıtla: Her zaman geliyorum, ama asla varmıyorum. Her zaman varım, ama asla burada değilim. Ben neyim?"

The Soldier and Death — page 7

Marius uzun bir an düşündü, alnında ter damlacıkları birikmişti. Sonunda konuştu: "Gelecek." Ölüm yavaşça başını salladı. "Doğru. Beklediğimden daha bilgesin." İşaret etti ve Marius'un ayaklarının dibinde tek bir mavi çiçek açtı. "Al onu. Ama şunu bil: En cesur asker bile kaderinden kaçamaz."

The Soldier and Death — page 8

Marius mavi çiçeği elinde sımsıkı tutarak köye döndü. Ölümcül bir veba salgını kasıp kavurmuş, birçok can almıştı. Elara gözleri ferini yitirmiş bir şekilde ölüm döşeğinde yatıyordu. "Onu kendine kullan," diye hırıltılı bir sesle fısıldadı, "hak ettin." Marius çiçeğe, sonra Elara'ya baktı.

The Soldier and Death — page 9

Çiçeği ezdi ve Elara'nın dudaklarına bastırdı. Gözleri aralandı ve dudaklarına belli belirsiz bir gülümseme yayıldı. "Akıllıca seçtin, Marius," diye fısıldadı. "Helen Keller'ın dediği gibi, 'Dünyadaki en iyi ve en güzel şeyler görülemez, hatta dokunulamaz; onlar kalple hissedilmelidir.' Marius yorgun gülümsemesini geri verdi, kaderinden memnundu.

The Soldier and Death — page 10

Marius uzun ve dolu dolu bir hayat yaşadı, köyüne cesaret ve şefkatle hizmet etti. Bir daha asla Ölüm'e meydan okumadı ama gerçek zaferin kaderden kaçmakta değil, hayatı kucaklamakta yattığını bilerek onunla korkusuzca yüzleşti. Ve böylece, ölümü fethetmeye çalışan asker, bunun yerine hayatın anlamını keşfetti.