The Soria Moria Castle

The Soria Moria Castle — cover The Soria Moria Castle — page 1

Bir kar küresinin içinde, bir çocuğun unutulmuş rüyalarının arasına gizlenmiş bir krallık vardı. Burası, Kral Alaric'in nazik bir el ile hüküm sürdüğü ancak bir kraliçe için özlem duyduğu Soria Moria Şatosu'nun diyarıydı. Buzlu toprakların karşısında, nezaketiyle tanınan bir terzi olan Astrid ve şato için gizli bir özlemle yüklenmiş Bjorn adında bir oduncu yaşıyordu. Bu topraklara bir gölge düştü: sadece gerçek aşkın bozabileceği bir lanet.

The Soria Moria Castle — page 2

Astrid köy kızları için elbiseler dikerdi, çevik parmakları kumaşlara hayaller dokurdu. Bir gün, atölyesinde, eğrilmiş ay ışığından daha ince, parıldayan bir iplik belirdi. "Nereden geldin sen?" diye merak etti, onu eline alırken. İplik, yumuşak, içsel bir ışıkla atıyordu. Haber, rüzgarda fısıltılarla küçük krallığa yayıldı. Şehir tellalı, "Kral bir gelin arıyor!" diye ilan etti.

The Soria Moria Castle — page 3

Bjorn odun kesiyordu, baltasının her sallanışı krala olan aşkını unutmak için nafile bir çabaydı. Bunun yasak olduğunu, adını anmaya cesaret edemeyen bir aşk olduğunu biliyordu. Ormanın derinliklerinde, karın yarısına kadar gömülmüş, kadim, düğümlü bir aynaya rastladı. Zihninde bir ses yankılandı: "Yakından bak, oduncu. Gerçekten ne arzuluyorsun?"

The Soria Moria Castle — page 4

"Yarışmaya gireceğim," diye ilan etti Astrid, elbisesindeki parıldayan ipliği kullanmaya kararlıydı. Diğer terziler, elbiseleri mücevherler ve ipeklerle süslenmiş bir şekilde alay ettiler. "Basit bir ipliğin kralın kalbini kazanabileceğini mi sanıyorsun?" diye alay etti biri. Astrid gülümsedi, "Mesele iplik değil, onunla ne yarattığım."

The Soria Moria Castle — page 5

Bir gezgin kılığındaki Bjorn, yarışma hikayelerinin cazibesine kapılarak kaleye doğru yol aldı. Pencereden dışarıya bakan, nazik ama yorgun bir hükümdar olan Kral Alaric'i gördü. Bjorn, Shakespeare'in "Aşk gözlerle değil, akılla görür" sözlerini hatırladı. Ne pahasına olursa olsun gerçeğini söylemesi gerektiğini biliyordu. Derin bir nefes aldı ve Kral'a yaklaştı.

The Soria Moria Castle — page 6

Astrid elbisesini sundu. İplik, krallığın tarihinin bir duvar halısına dönüşmüştü; her dikiş bir anı, her kıvrım bir rüyaydı. Kral duygulandı ama danışmanı fısıldadı: "Güzellik solar, Haşmetlim. Pratikliği seçin." Alaric, kalbiyle görevi arasında kalmış, tereddüt etti.

The Soria Moria Castle — page 7

"Majesteleri," dedi Bjorn, titreyen kalbine rağmen sesi netti, "gerçek aşk güzellikte ya da pratiklikte değil, paylaşılan hayallerde ve sessiz anlayışta bulunur." Kendini ifşa etti, aşkı gözlerinde parlıyordu. Saraydakiler nefeslerini tuttu. Alaric, kendi gözlerinde bir anlık tanıma parıltısıyla ona baktı.

The Soria Moria Castle — page 8

"Sen kimsin?" diye sordu Kral, sesi zar zor duyuluyordu. "Seni her zaman seven biri," diye yanıtladı Bjorn. İleri doğru bir adım attı ve Kral'ın elini tuttu. Parmakları birbirine kenetlendiğinde, odayı sıcak bir ışık doldurdu. Astrid'in elbisesindeki parıldayan iplik daha da parlak bir şekilde parlamaya başladı. Lanet kırılmaya başlamıştı. Ormanın derinliklerindeki ayna bir yansıma değil, gerçeği gösteriyordu: birbirine kenetlenmiş ellerini.

The Soria Moria Castle — page 9

Kar küresi paramparça oldu. Şiddetle değil, nazik bir açılışla. Krallık genişledi, artık sınırlı değildi. Kral Alaric ve Bjorn, el ele, güneş ışıklarıyla yıkanan bir dünyaya adım attılar. Astrid, artık sadece bir terzi değil, onların yanında duruyordu; parıldayan elbisesi, paylaştıkları hayallerinin bir sembolüydü.

The Soria Moria Castle — page 10

Soria Moria Kalesi krallığı, altın bir kafeste değil, sınırsız sevme cesaretinde bulundu. Ve kar küresinin kırık parçaları, gerçek aşkın sadece lanetleri değil, sınırlamaların kendisini de kırdığının bir hatırlatıcısı oldu.